mns27
25 Takipçi | 16 Takip
06 01 2007

TANIMAK

BİR İNSANI TANIMA YOLLARI NELERDİR? 'Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü'l-Hattâb hazretleri ona, ' Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. Orada bulunanlardan birisi, ' Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer, ' Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, ' Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu: ' Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur? ' Hayır, diye cevap verdi adam. Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: ' İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış'veriş yaptığın bir kimse midir? Adam tekrar, ' Hayır, dedi. Hz. Ömer (r.a.) bu defa; ' Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu. Adam bu soruya da, ' Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.), ' Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek, ' Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.'  Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.... Devamı

06 01 2007

DOGRULUK

BAŞKA DUÂ BİLMEZ MİSİN?  Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini: Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu: Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim! Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı: Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni. Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdata gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dediki: Babam bu ke... Devamı

06 01 2007

AGIR YÜK

AYNEN SENİN GİBİ OLMAK İSTERİM Bir gün Azizan Hazretlerine, hatırı sayılır bir zat misafir geliyor. Fakat evde hazır yemek yok... Azizan Hazretleri üzülüyorlar. Evlerinin kapısına çıkıyorlar. O sırada, paça satan bir genç, elinde bir çömlekle geliyor. Çömlekte donmuş paça var...Genç:-Bu yemeği sizin ve yakınlarınız için hazırladım. Kabul buyurursanız beni mesut edersiniz.Diyor.Azizan Hazretleri bu nazik anda gelen yemekten son derece hoşnut kalıyorlar ve gence iltifat ediyorlar. Gelen yemekle misafir ağırlanıyor. Misafir gidince Şeyh Hazretleri paça satan genci çağırtıp:-Senin getirdiğin bu yemek, sıkıntılı bir ânımızda imdada yetişti. Sen de şimdi bizden ne muradın varsa iste ki, Allah dileğini verse gerektir.Genç:-Aynen senin gibi olmak isterim.Diyor.Bu çok güç bir şey... Üzerimizdeki yük senin omuzlarına çökecek olursa ezilirsin!Cevabını veriyor Azizan Hazretleri...Fakat genç yana yakıla ısrar ediyor:-Benim âlemde tek muradım bu... Tıpkı tıpkısına senin gibi olmak... Başka hiç bir şey beni teselli edemez. Başka emel tanımıyorum!-Peki, diyor, Azizan Hazretleri; öyle olsun!Ve genci elinden tuttuğu gibi halvet odasına çekiyor. Orada nazarlarını gence mıhlayıp kalpleriyle kalbine yöneliyorlar. Biraz sonra gençte bir değişiklik başlıyor. Genç hem zahirde ve hem batında Azizan Hazretlerinin ayı olarak meydana çıkmaya başlıyor. Bu hal tam 40 gün devam ediyor ve 40'ıncı gün genç girdiği yükün ağırlığında bekâ âlemine göçüyor. Fakat muradına ermiş ve ebedi saadete erişmiştir Devamı

06 01 2007

BOYAYI MI.........

Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki, şöyle çıkışmış: – Birader, neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı? Sonra da ilave etmiş. – Bak, demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesine uygun görmüş. Benim tercihim değil... Evet, insanların yüz güzelliği, yahut da çirkinliğiyle kendilerine bir pay çıkarmaları son derece yanlıştır. Ne güzellikte bir etkisi vardır, ne de çirkinlikte. Her ikisini de yaratan ve layık gören Allâh-ü azimüşşandır. İnsan kendi iradesiyle kazandığından sorumludur. Devamı

06 01 2007

LOKMAN HEKİM

LOKMAN HEKİM Hazret-i Lokman Allah'ın veli kullarından, güzel konuşan, hikmet sahibi salih bir kişiydi. Kur'an'da ondan övgüyle bahsedilmektedir. Davud Aleyhisselâm zamanında yaşamıştır. Siyah renkli bir köle idi. Fakat pek güzel sözleri, geniş bilgisi ve üstün halleri vardı. Bir sohbet sırasında adamın biri ona şöyle demişti: - Sen bir koyun çobanıyken, insanlar sözlerini neden önemsiyorlar? - Ben gözümü harama kapadım, dilimi tuttum, az yemekle yetindim, sözümü yerine getirdim, beni ilgilendirmeyen şeylere karışmadım, sustum. Hz. Lokman'ın efendisi, bir koyun kesip en iyi tarafından iki parçasını kendisine getirmesini istemiş. O da kestiği koyunun dilini ve kalbini kesip getirmiş. Sonra da bir koyun daha kesip en kötü iki parçasını atmasını istemiş. O da kestiği koyunun dilini ve kalbini koparıp atmış. Efendisi bu işe bir anlam vermeyip sebebini sorunca şöyle demiş: - İyi oldukları zaman dilden ve kalpten iyisi yok, kötü oldukları zaman da onlardan kötüsü yoktur! - İnsanların hangisi daha alimdir? demişler. - İnsanların bilgisinden yararlanıp kendi bilgisini arttırandır, demiş. Şu hikmetli sözler ona aittir: - Dört yerde dört şeyi korumak, iki şeyi unutmamak, iki şeyi de unutmak gerekir. Korunacak şeyler: Namazda gönül, halk içinde dil, yemekte boğaz, el evinde göz. Unutulmayacak şeyler, Allah'ın büyüklüğü ve ölümdür. Unutulması gerekenler de, birine ettiğin iyilik ve sana yapılan kötülüktür. Hz. Lokman bir gün Davud Aleyhisselâm'a uğradığında, onun demirden halkalar yapıp birbirine geçirdiğini görmüş. Bunun ne olduğunu merak edip sormak istemişse de, konuşmak yerine susup sabretmiş. Biraz sonra Davud Aleyhisselâm demir zırhını tamamlayıp üstüne giyince işin aslı anlaşılmış. Hz. Davud ona dönerek: - Bu elbise savaşta darbelere engeldir, deyince Hz. Lokman da: - Sabretmek güzel şeydir, üzüntüyü giderir, demiş.... Devamı

06 01 2007

ŞÖFÖR

ŞoförSokaklarda sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum. Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası için yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kabaklaşmıştı. Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da ikaz etmekten geri kalmıyordu: – Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık geç kalsan, aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku içinde bekliyorum. O an için nefsi ve şeytan birlik olup vesvese vermeye başladılar: – Sen zaten zor geçinen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna! Fakat imanı ve vicdanı da şöyle sesleniyorlardı: – Para dediğin şey böyle gün için lazım olur. Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir. Çocukları aç durumda, Onu namusunu kirleterek, para kazanma zorunda bırakmamalısın. Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş, cebindeki lastik parasını tümüyle kadıncağıza uzatarak: – Al bacım, namusunla yaşa. Bu para bir müddet seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! Dedi. Minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşır... Devamı

06 01 2007

GERÇEK YAŞANMIŞ BİR OLAY

Hızır ve Gelin 1930'lu yıllar. Rize. Anzer, halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer. Kış. Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya Rize'ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kışdan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var, tektük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış  bitmeden tükenir giderdi. Meryem. Lezgilerin kızı Meryem. Yeni  gelin, beyini gurbete Samsun'a göndermiş. O da o kış yaylada kışlamış. Sabaha kadar kar yağmıştır. Tam kürekle yolu açayım deyip, kapıya yönelmekte iken, kapısı çalınır. Kapıyı açari. İhtiyar bir adam selam verir ve:- Kızım, ben Aşağı Ancerdenim, gelinim aş eriyor, canı bal çekti, Allah rızası için, bir  iki kaşık bal verirmisin?Meryem gelin düşünmez bile, Allah rızası değil mi der, dibinde üç dört kaşık bal kalmış olan kavonozu getirir , onun da yarısını ihtiyar'a verir. İhtiyar:- Allah razı olsun kızım, artsın eksilmesin der.Meryem, kavanozu koymak için geri döner. Kavanozun ağzını kapatayım derken birde ne görsün, kavanoz ağzına kadar bal ile dolu. Meseleyi anlar, kapıya koşar, kar ile dolu yaylanın uçsuzluklarına bakar. Ne bir insan vardır ne de kar da bir iz. Gelen Hızırdır. Aradan üç dört ay geçer, her gün bal yediği halde kavanoz her seferinde ağzına kadar bal ile doludur. Sırrını hiç  kimseye açmaz. Yaza doğru beyi gurbetten gelir. Beyine her öğün bal verir. Bal bitmez, hem ancer balı olacak, bütün kış kalacak birde her öğün kaşık kaşık yenecek, bal bitmeyecek. Beyini merak sarar, sorar, cevap alamaz. Beyi en sonunda:- Ne olur beni  seviyorsan söyle ne oluyor. bunda bir iş var.Meryem dayanamaz ve  ağzı kapalı kavonozu da alır ve olayı anlatır. Kavanozu açıp işte bak ağzına kadar dolu demek istediğin... Devamı

06 01 2007

DUA AYNI DUA AMA OKUYAN AGIZ...

DUÂ AYNI DUÂ, AMA OKUYAN AĞIZ... Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden: 'Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder: ' Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der. Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş... ' Al, der fakire. İhtiyacını karşıla! Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur: ' Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır: ' Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara... Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine: ' Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir: ' Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!.. İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz... Devamı

06 01 2007

BİR HİKMETİ VARDIR

Bir hikmeti vardır Adamın biri bir pislik böceği görür" Bu yaradılışı çirkin pis kokulu bir yaratıktır.Allah bunu niçin yaratmışki ? " der. Aradan zaman geçer, adamın yüzünde bir çıban çıkar. Nereye başvurduysa derdine bir derman bulamaz.  Çııban yara haline gelir. Bir gün sokakta dolaşırken, yüzündeki yara bir yolcunun dikkatini çeker. ayak üstü sohbetten sonra yolcu kendine yardım edebileceğini, bu tip çıbanların oluşturduğu yaraların tedavisini bildiğini söyler. Adam her ne kadar inanmadıysa Allah'tan umut kesilmez diyerek kabul eder. Yolcu bir pislik böceğinin getirilmesini ister.Orada bulunanlar bu isteğe gülerler. Fakat hasta olan adam, o böcek hakkında söylediği sözleri o an hatırlar ve derki ;- Adamın isteğini yerine getirin, ne diyorsa yapın.Yolcu getirilen böceği yakar ve külünüyaranın üzerine serper ve yara Allah'ın hikmetiyle iyileşir. Bunun üzerine hasta olan adam etrafına der ki ;- Unutmayın ! Allah'u Teala'nın yarattıklarının, yaratılışında bir hikmet vardır, bir derde deva vardır. Velev ki pislik böceği olsa dahi. Devamı

06 01 2007

ALTIN TOP

Altın Top Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca , fakir ailenin evindeki  gülme ve saadeti  duyunca zengin komşu gıpta edermiş. bir gün karısına demiş ki:- Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok? Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım.Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki:- Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar eğleniriz.Akşam olunca zenginin  karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top  sipariş  etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü  doğmamış... Hatta madeni topun ağırlığı sebebeiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin  ailesinden sual etti:- Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik, dedi. Fakir komşu:- A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı masum bakışlı bir yavrumuz var. biz ona "altın top" diyoruz. akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz, cevabını verdi. Binaya konulan harç, nasıl tuğlaları birbirine kaynaştırır ise, evlat da karı ve kocayı birbirine bağlar.... Devamı

06 01 2007

KISSADAN HİSSELER

Kıssadan Hisseler Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamayabaşlayınca, Sokrat:- Ne yani, demiş. Birde haklı yere miöldürülseydim!----------------Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış vefelsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokaktazenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:- Ben çekilirim!!----------------Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleriincelemesi için Sheaksper'a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın,sadece şemsiye yapın..----------------Meşhur bir filozofa:- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde nedenbu kadar fakirsiniz, diye sorulduğunda:- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.----------------Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui' ye:- Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiçdüşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böylebir vergiyi seve seve öder.Kral, alaylı alaylı gülerek:- Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş.Bu buluşunuza karşılık,sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.----------------Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' yehasımlarından biri:- Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan içinbiraz büyük değil mi?Galile:- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan içinbiraz büyük ama,seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?----------------Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon' un birmuharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesinizaptetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:- Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.----------------Bir toplantıda bir genç M. Akif küçük düşürmek için:- Affedersiniz, siz veteriner ... Devamı

06 01 2007

DÜNYANIN HALİ

Dünyanın Hali Cerir'in rivayet ettiğine göre Leys der ki:" Adamın bir Hz. İsa'ya arkadaş olur, ona "Senin yanında sana yoldaş olabilirmiyim" diye teklif eder. Teklifinin kabul edilmesi üzerine yola koyulurlar, bir nehrin kenarına varınca yemek molası için otururlar, yanlarında üç çörek vardır. İkisini yerler, birisi kalır, bu arada Hz. İsa nehre varıp su içmek üzere kalkar, su içip dönünce üçüncü çöreği bulamaz. Adama "Çöreği kim aldı" diye sorar, adam bilmiyorum diye cevap verir.Yemekten sonra arkadaşı ile birlikte yola koyulur. Yolda iki yavrulu bir geyik görürler. Hz. İsa yavrulardan birini çağırır, yavru Hz.İsa'nın daveti üzerine yanına gelince onu keser, etinin bir kısmını kızartarak yerler.Yemekten sonra Hz. İsâ geyik yavrusunun kalıntılarına " Allah'ın izni ile canlanıp kalk" der, yavru da derhal canlanıp kalkarak oradan uzaklaşıverir.Bu olay üzerine Hz. İsâ yoldaşına "Sana az önceki mucizeyi gösteren Allah için soruyorum, çöreği kim aldı?" der. Adam yine "Bilmiyorum" diye cevap verir.Bir müddet sonra bir nehrin yanına varırlar, Hz. İsâ adamın elinden tutarak su üstünde yürürler, karşıya geçerler. Nehri aşınca Hz. İsâ "Az önceki mucizeyi sana gösteren Allah hakkı için sana soruyorum, üçüncü çöreği kim aldı?" diye sorar, adam yine "bilmiyorum" diye cevap verir.Bir müddet sonra bir çöle varırlar ve otururlar. Hz. İsâ bir yere kum ve yoprak yığar, meydana gelen yığına Allah'ın izni ile "altın ol" der,yığın da altın olur. Hz. İsâ yığını üçe bölerek adama " üçte biri benim, üçte biri senin, öbür üçte biri de çöreği alanın " deyince adam "çöreği alan bendim" diye gerçeği itiraf eder.Bunun üzerine Hz. İsâ "Altının hepsi senin olsun" diyerek ondan ayrılır.Adam altının başında dururken çölde yanına iki yolcu gelir. Gelenler kendisini öldürüp altını almak isterler, adam "Onu aramızda üçe bölüşürüz, şimdi önce biriniz şehre varıp yiyecek bir şey alsın" diye teklif eder. Adamın teklifi kabul edilerek gelenlerden biri şehre gönderilir.Şehre giden ad... Devamı

30 12 2006

GÜZEL SÖZLER

UNUTMA UNUTULANLAR, UNUTANLARI, ASLA, UNUTMAZ DOSTUM...   SEREFLE BITIRILMESI GEREKEN EN AGIR GOREV HAYATTIR BIR ANLIK ZEVKIN ICIN NAMUSUNU LEKELEMEYE BIR ZAMANLIK MEVKI ICIN AYAK OPMEYE GUNLUK MENFEATLERIN ICN FAZILETLERINI KARARTMAYA DEGMEZ ARKADAS...   ARKADAS KIRMAYAN KIRILMAYAN KIRILSADA YIKILMAYANDIR...!   HAYAT VE YASADIKLARINI BIR OKYANUS GIBI DUSUN.... CILGIN VE DELI DALGALARA ISTEYEREK GIRMEZSIN... DURGUN SULAR KENDINI BELLI ETMEZ VE NE ZAMAN COSACAGINI SEN BILEMEZSIN."   DOSTU DOST YAPAN INSANIN KENDI DOSTLUGUDUR MÜHIM OLAN DOST UGRUNA ÖLMEK DEGIL UGRUNA ÖLECEK DOST BULMAKTIR     HAYAT OLMUS DERIN BIR KUYU, SEVDA DENIZININ KURUMUS SUYU, MUTLU OLMAK ICIN BIR OMUR BOYU, INANIPTA SEVME KIMSEYI ARKADAS.   SANMA SANA SIRDASTIR GÜN GELIR KALBI TASTIR MENFAATIN DOKUNMAZSAA EN BÜYÜK DÜŞMANIN ^^ARKADAŞTIR^^   HER RÜZGAR SAVURACAK BIR TOZ BULUR HER HAYAL YAŞANACAK BIR CAN BULUR HER DÜŞ GERÇEKLEŞECEK BIR UMUT BULUR UNUTMA BULUNMAYAN TEK ŞEY SENIN GIBI BIR DOSTTUR...   INSANLAR ÇAY POŞETI GIBIDIR, SICAK SUYA ATILMADIKCA GERÇEK RENKLERINI VERMEZLER...   HICKIMSEYE DEGERINDEN FAZLA DEGER VERME YA ONU KAYBEDERSIN YADA KENDINI MAHVEDERSIN   AŞK DAVAYA BENZER, CEFA ÇEKMEKTE ŞAIDE, ŞAHIDIN YOKSA DAVAYI KAZANAMAZSIN.(MEVLANA)   KULA BELA GELMEZ HAK YAZMADIKÇA HAK BELA VERMES KUL AZMADIKCA   BANA AŞKIMIZIN NOKTALANACAĞINI SÖYLEME ÇÜNKÜ SANA BIR SÜRÜ VIRGÜL GETIRIRIM.... Devamı

30 12 2006

GÜZEL SÖZLER

SEVGINDE OLCULU OL EY GONUL, SEVDIGIN DUSMANIN OLUR BIRGUN,DUSMANLIKTA KATI OLMA EY GONUL, DUSMANIN DOSTUN OLUR BIRGUN... GÜL KOKUSU AKŞAMLARDA DOST HASRETİ YAŞADIK BELKİ YERİ GELDİ AYRILIKLARA AĞLADIK AMA KALBİMİZDE YAŞATTIĞIMIZ DOSTLUĞUMUZU ASLA UNUTMADIK   Baki dostluk adına nice dilekler vardır. Ölümün dahi ayrılık sayılmadığı gönüller vardır. Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar. Sevgide birleşen yürekler vardır EVET ARKADASIM!GULMEK VARKEN SURAT ASMAK NIYE,GULDURMEK VARKEN AGLATMAK NIYE,GUZEL SOZLER SOYLEMEK VARKEN,KALPLERI KIRMAK NIYE?HAYAT COK KISA ARKADASIM VE BU DUNYADAKI HIC BIR SEY KIRILAN KALPLERE DEGMEZ.   Sakın üzmesin seni karşılıksız sevgiler bağrına taş basarsın acılar bir gün diner giden gitsin aldırma yangınlarda söner sakın bakma arkana krallar önde gider   BIR UMUT SERPILSIN YUREGINE, BIN MUTLULUK DOGSUN GUNLERINE, HERSEY KENDIN GIBI VE GOZLERIN KADAR GUZEL OLSUN...   Sen güllere özenme güller sana özensin .Üzme tatlı canını sen güllerden de güzelsin,sevgi kadar masum sevilecek kadar Ö Z E L S İ N   BELKI YUZUM GULECEK DONECEGIM SASKINA BELKI MAHKUM OLACAK OMUR BOYU ASKINA BU KARARI VERIRKEN SAKIN BANA DEME TOY SENSIZ BEN YASAYAMAM ELINI KALBIME KOY...   KÜL OLMUS ATES YANARMI?BUZ TUTMUS SU AKARMI?BU GÖZLER SENI SEVDI BASKASINA BAKARMI   DALGALARCA DALGALANDIM RUZGARCA ESTIM YUREGIMI SANA GETIRDIM SEN CAN ISTEMISSIN CANDAN DA OTE DOSTUM YUREGIMI SANA GETIRDIM   bir tabbancam olsaydi eğer kaybetmeyi sirtindan yanlizliği kalbinden sensizliği anlinin tam ortasindan vururdum   Birlikte olabileceğin değil,onsuz yaşayamayacağın biriyle ol! Geldiğinde boşluk dolduranlardan değil,gittiğinde yeri dolmayanlardan olsun!!!    ... Devamı

30 12 2006

GÜZEL SÖZLER

Bu mesaji aldiysan bana hayransindir,umrunda degilsem beni seviyorsun,cevapverirsen bensiz yapamiyorsun,cevap vermezsen asiksin. bakalim simdi ne yapacaksin?????????   ölmüs karga gözümü oysunki, bos tüfek beni vursunki, susuz yüzme havuzunda bogulayimki, bozuk araba bana carpsinki seni cok düsünüyom... sevmek cay sevilmek seker bizim gibi garibanlar cayi sekersiz icer.   Dostlar ırmak gibidir, kiminin suyu az, kiminin çok... Kiminde ellerin ıslanır yalnızca kiminde ruhun yıkanır boydan boya.   bir insanın idaelleri olmalı tıpkı yaşamak gibi,bir insanın özlemleri olmalı açan çiçekler gibi,bir insanın bir tanesi olmalı tıpkı senin gibi   Yarı dalgalı olmamalı deniz, Ya tam durulmalı, ya da tam kudurmalı. Yarı ümit vermemeli sevgiliye, Ya tam sevmeli, ya da çekip gitmeli.   Bir avuç dua, bir kucak sevgi, sıcak bir mesaj kapatır mesafeleri, birleştirir gönülleri, kalbin nur, eviniz huzur dolsun Bayramınız kutlu Olsun   Bugün ellerini her zamankinden çok aç, avuçlarına melekler gül koysun, gülü kokla yüreğin coşsun Bayramın mubarek duaların kabül olsun   Bayramın kutlu, yüreğin umutlu, umutların atlı, sevdan kanatlı, mutluluğun katlı , sofran tatlı, mekanın tahtlı, ömrün bahtlı olsun   bahar gülde , ask gönülde, sevgi dilde, vefa dostta güzeldir. saygiyle sevginin, mutlulukla sevincin, hosgörüyle anlayisin bulustugu nice bayramlara   Gul bahcesine girenler gul olmasalar da gul kokarlar. Kainatın en guzel gulunun kokusunun uzerinizde olması temennisiyle... Iyi Kandiller..    ... Devamı