Yalan Dünya (kendi çalışmamdır)
GÜNLER GEÇER DURMAKSIZIN,
ECEL GELİR SORMAKSIZIN,
ELBET HESABA ÇEKERLER ,
GÖZÜN YAŞIN BAKMAKSIZIN.
« Önceki | Sonraki »
GÜNLER GEÇER DURMAKSIZIN,
ECEL GELİR SORMAKSIZIN,
ELBET HESABA ÇEKERLER ,
GÖZÜN YAŞIN BAKMAKSIZIN.
| Kuşluk (Duha) namazı |
Sual: Kuşluk namazının önemi nedir, ne zaman kılınır? CEVAP Kuşluk vakti, şer’i gündüzün dörtte biri geçtikten sonra başlar, zeval [İstiva] vaktine kadar devam eder. Yani imsak vaktine bu dörtte birlik zaman ilave edilince, kuşluk vakti başlar. Mesela 21 Aralıkta İstanbul’da imsak 5.31dir. Akşam ise 16.44te oluyor. Böylece şer’i gündüz 11 saat 13 dakika olup, bunun dörtte biri 2 saat 48 dakikadır. Bu imsak vaktine ilave edilince 5.31+2.48= 8.19 bulunur. Şu halde, kuşluk bu vakitte başlıyor demektir. Bu da aşağı yukarı işrak vakti ile aynıdır. Çünkü o gün işrak vakti 8.13tür. Kuşluk namazı, bu vakitten öğleye 20 dakika kalıncaya kadar kılınır. (Kısaca söylersek, kuşluk vakti, güneş doğduktan 50 dakika sonra başlayıp, öğleye 20 dakika kalana kadar olan vakittir.) Kuşluk vaktinde en az iki rekat namaz kılmak çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Günde iki rekat kuşluk namazı kılanın günahları denizlerin köpüğü kadar olsa, affedilir.) [İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud] (Herkesin eklem yeri kadar sadaka vermesi gerekir. Sübhanallah, Elhamdülillah, La ilahe illallah veya Allahü ekber demek birer sadakadır. İyiliği tavsiye etmek, kötülüğe mani olmaya çalışmak birer sadakadır. İki rekat kuşluk namazı kılmak ise bütün bunları karşılar.) [Müslim] (Günde 2 rekat kuşluk namazı kılan, doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Ebu Ya’la] (İki rekat kuşluk namazı kılan gafillerden olmaz. Dört rekat kılan, abidlerden olur. Altı rekat kılarsa, bu namaz o gün ona kâfi gelir. Sekiz rekat kılan, masivayı terk edip itaat eden kullardan yazılır. On iki rekat kılan da Cennette özel bir köşke kavuşur.) [Taberani] (Cennetin bir Duha kapısı vardır. Bu kapıdan ancak kuşluk namazı kılanlar girer.) [Taberani] (İki rekat kuşluk namazı, kabul olunmuş bir hac ve umreye bedeldir.) [Ebuşşeyh] Peygamber efendimizin, düşman üstüne gönderdiği askerler, kısa zamanda zafer kazanıp bol ganimet ile evlerine döndüler. Bu askerlere gıpta edenleri görünce buyurdu ki: (Size bunlardan daha kısa süren, daha çok ganimet getiren ve daha tez eve döndüren cihad yolunu göstereyim. Kuşluk namazı için camiye giden, daha az savaşmış, daha çok ganimet almış ve daha tez evine dönmüş olur.) [İ. Ahmed] (İki rekat kuşluk namazı kılmak bana farzdır.) [İ. Ahmed] (İki rekat kuşluk namazı kılan vücudunun zekatını ödemiş olur.) [İ. Asâkir] Redd-ül-muhtar’da, (Kuşluk namazına devam eden şehid olarak ölür) buyuruluyor. İmam-ı Şarani hazretleri, (Kuşluk namazına devam edenlere cin musallat olamaz) buyurdu. Kuşluk namazı nafile namazdır. Kazası olan, kazasını ödemedikçe nafile namaz kılarsa kabul olmaz. Önce kazasını ödemelidir. Kaza namazı borcu olan, kuşluk vakti kuşluk namazı kılmak isterse, (İlk kazaya kalmış sabah [veya öğle, ikindi, akşam, yatsı] namazının farzını ve kuşluk namazı kılmaya) diye niyet ederse, hem kazası ödenmiş, hem de kuşluk namazı kılmış olur.) [Redd-ül-muhtar] Sual: Seferde kuşluk namazı kılmak caiz mi? CEVAP Vakit müsaitse kılmak iyi olur. Kaza namazı olan hem kazaya hem de kuşluğa niyet etmelidir. Sual: Duha, kuşluk ve işrak namazları, ne zaman başlar, ne zamana kadar kılınabilir? CEVAP Duha, kuşluk demektir. Âlimlerin çoğu işrak namazının da kuşluk namazı olduğunu bildirmektedir. Tam İlmihal’de diyor ki: Duha vakti olunca, iki rekat (İşrak namazı) kılmak sünnettir. Bu namaza (Kuşluk namazı) da denir. İşrak vakti, bayram namazı kılınan vakitte başlar. Öğleye 20 dakika kalıncaya kadar kılınır. Kaza namazı kılan kuşluğa da niyet ederek kılar. Böylece hem kaza namazı ödenmiş olur, hem de kuşluk namazı kılınmış olur. |
Allah Kullarını Biz Farketmesek de Korur Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir : Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak'ka sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti. Ben de onların nehrin kenarında takip ettim. Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti. Bir de baktım ki, ağacın altında Allah'a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime: "La ha'vle vela kuvvete illa billah. Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar, bu genci sokmak için geldi" dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim. Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için, gence doğru geliyor. Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti. Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurbağa da onu orada bekliyordu. Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti. Ben de arkalarında bakakaldım. Sonra gencin yanına geldim, o hala uyuyordu, akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim : - Ey uyuyan genç; Allah seni, sen fark etmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Sen uyusan bile Allah uyumaz. O kullarına çok merhametlidir. dedim. Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım. Genç hemen tevbe etti. Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarından vazgeçip, iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. Allah ona rahmet etsin. Kaynak : Ahmed Şihabuddin El-Kalyubi'nin,"Dini Hikayeler" adlı kitabı.
Allah Kullarını Biz Farketmesek de Korur Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir : Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak'ka sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti. Ben de onların nehrin kenarında takip ettim. Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti. Bir de baktım ki, ağacın altında Allah'a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime: "La ha'vle vela kuvvete illa billah. Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar, bu genci sokmak için geldi" dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim. Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için, gence doğru geliyor. Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti. Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurbağa da onu orada bekliyordu. Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti. Ben de arkalarında bakakaldım. Sonra gencin yanına geldim, o hala uyuyordu, akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim : - Ey uyuyan genç; Allah seni, sen fark etmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Sen uyusan bile Allah uyumaz. O kullarına çok merhametlidir. dedim. Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım. Genç hemen tevbe etti. Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarından vazgeçip, iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. Allah ona rahmet etsin. Kaynak : Ahmed Şihabuddin El-Kalyubi'nin,"Dini Hikayeler" adlı kitabı.
Allah’
Allahü teâlâ, Kıyamette şu sekiz insana, çok buğz eder:
1- Yalancıya,
2- Kibirliye,
3- Müslümanın yüzüne gülüp, içinden kin besleyene,
4- Allah ve Resulünün emrine yavaş, şeytanın isteklerine hızla koşana,
5- Hakkı olmadığı halde, en ufak bir dünyalığa, yeminle sahip çıkana,
6- Söz götürüp getirene,
7- Dostların arasını açana,
8- Suçsuzun ayağını kaydırmak isteyene. (Ebu-ş-şeyh)
Doymayan sekiz şey
Sekiz şey, sekiz şeye doymaz:
1- Göz bakmaya,
2- Yer yağmura,
3- Kadın kocasına,
4- Âlim ilme,
5- Talip sual sormaya,
6- Haris, mal yığmaya,
7- Deniz suya,
8- Ateş oduna. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Aşağıdaki sözler kelâm-ı kibardır:
Sekiz süs
Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık buyurdu ki:
Sekiz şey, sekiz şeyin ziyneti, süsüdür:
1- İffet, fakirin süsüdür,
2- Şükür, zenginliğin süsüdür,
3- Sabır, belanın süsüdür,
4- Tevazu, asaletin süsüdür,
5- Hilm, ilmin süsüdür,
6- Çok ağlamak, Allah korkunun süsüdür,
7- Başa kakmamak, ihsanın süsüdür,
8- Huşu, namazın süsüdür. (M. Ç. Yâr-i Güzin)
Sekiz bağış
Hazret-i Ömer buyurdu ki:
Sekiz şeyi yapan, sekiz şeye kavuşur:
1- Lüzumsuz konuşmayı terk eden, hikmete kavuşur,
2- Lüzumsuz bakmayı terk eden, huşua kavuşur,
3- Lüzumsuz yiyip içmeyi bırakan, ibadetin lezzetini duyar,
4- Gülmeyi terk eden, heybet kazanır,
5- Mizahı terk eden, güzellik ve tatlılık kazanır,
6- Dünya sevgisini terk eden, ahiret sevgisini kazanır,
7- Başkalarının ayıbı ile meşgul olmayı terk eden, nefsinin ayıplarını düzeltir,
8- Allahü teâlânın zatını düşünmeyi bırakan, nifaktan korunur. (M. Ç. Yâr-i Güzin)









ALINTIDIR...








ALINTIDIR...





ALINTIDIR...
Cıkar ağzından baklayi" deyimin hikayesini biliyormusunuz?
* Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine
yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir
tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan
vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış,
adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi
getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih
etmiş:
*-Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini
cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür
etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla
ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin
altına yerleştirirsin. *
*Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye
başlar.
Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır.
Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin
penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak, *
*- Şeyh efendi, biraz durur musun? Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi
söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir
saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız
da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne
istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar
pencerede görünür ve, *
*- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...*
*Şeyh içinden "lahavle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına
mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş
kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta,
bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü
kez açılır ve kız seslenir: *
*- Gidebilirsiniz artık!.. *
*Şeyh efendi merak eder ve sorar:*
*- İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin? *
*- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz
bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun
altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur,
horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu. *
*Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi, *
*- Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!.*